Ben birkaç ay önce instagrama içerik üretmeye başlamıştım ve aynı dönemde Sanatçının Yolu adlı kitaptaki haftalık görevleri yerine getiriyordum. Yani bir yandan ekran sürem uzuyordu bir yandan hayatı somut bir şekilde, bedenimle hissettiğim bir alan açmıştım kendime (açmasam ekran manyağı olabilir, hareketsizlikten ölebilirdim)
Bir diğer şey, lokalde yürüttüğüm Narrative Film ve Kitap Kulübüm sayesinde telefonları çantalarımızda unutup, bir kitap etrafında bir araya gelip sohbet ediyor, hikayelerimizi paylaşıyor, yazıp çiziyor, hediyeleşiyor ve insan olmanın ekran dışında nasıl bir şey olduğunu yeniden hatırlıyoruz. Bağ kurmak, dokunmak, dinlemek, anlatmak… tüm bu deneyimlerle sanki otomatik pilottan çıkıyor gibiyiz.
Onun dışında tabi 4 yaşındaki kızımla bahçede, varoluşun özü diyebileceğimiz toprakla ve suyla haşır neşir olarak ben aslında hem kendi çocukluğumu yeniden keşfetmeye başladım hem de bedenli bir varlık olduğumu yeniden hatırladım.

Analog Yaşam Podcast
Nasıl Doğdu?

Ne diyordu Hannah Arendt İnsanlık Durumu adlı kitabında,
insan dünyayla ilişkisini yalnızca düşünmek veya ihtiyaçlarını karşılamakla değil, aynı zamanda eylem ve görünürlük aracılığıyla kurar.
Analog yaşam benim için dijitali tamamen reddetmek, telefonu bir kenara atmak ya da Amişler gibi teknolojiden kaçmak değil. Analog yaşama, hayatla temas hâlinde kalabilmek, bedeni ve duyuları yeniden işin içine dahil edebilmek üzerinden bakıyorum.
.png)
Gündelik hayatı teroilerle kurcaladığım
blog hesabım
Hani millet uzak doğu ülkelerine tapınaklara filan gider ya kendisini bulmak için, yazmaya başlamak benim için böyle bir şeydi.
Hem de hiç masraf yapmadım vallahi, tek yaptığım şey, zaten meslek icabı yapışık olduğum klavyede bu sefer harflerin yerini değiştirmek, tuşlara farklı sıra ile basmak oldu.. Aman tanrım şu anda o anı öyle derinden hissediyorum ki….bunu yazarken bile kendime diyorum ki, “aferin kız iyi ki Hasan Hocaya evet demişsin de yazmaya başlamışsın.”
Bu ilk yazılarımın o zamanlar ileride Substack hesabım için beni cesaretlendirecek şey olduğunu bilemezdim o zamanlar…
Dedim ya, akademinin yavan sözlüğünde kalmış, edilgen yapılı ifadeler, net konuşmalar, … önsözde bile kişiselleştirmeye karşı çıkan patronların olduğu dünyada bu zordu..
Bloğumu buradan okuyun
Neden Masamdakiler?
masa da masaymis ha
"adam yasama sevinci içinde
masaya anahtarlarini koydu
bakir kaseye çiçekleri koydu
sütünü yumurtasini koydu
pencereden gelen ısıgı koydu
bisiklet sesini çikrik sesini
ekmegin havanin yumusakligini koydu
adam masaya
aklinda olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
iste onu koydu
kimi seviyordu kimi sevmiyordu
adam masaya onlari da koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanindaydi gökyüzü yaninda
uzandi masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranin dokulusunu koydu
uykusunu koydu uyanikligini koydu
toklugunu açligini koydu
masa da masaymiş ha
bana misin demedi bu kadar yüke
bir iki sallandi durdu
adam ha babam koyuyordu."
Edip Cansever

Ben de şiirdeki özne gibi pek çok şeyden bahsettiğim için bloğumun adını Edip Cansever'den ilhamla Masamdakiler koydum
Kulüp, Atölye ve daha fazlası...

Narrative Club-Film ve Kitap Kulübünüz
Daha önce düzenledigimiz kulüp toplantılarını gözden geçirin. Hangi kitap ve filmleri tartıstık katılımcılar neler söyledi, hayata bakısımız nasıl degıstı, heybemize neler kattık, birbirimize nasıl iyi geldik..

Sanatçının Yolu Atölyesi
Yaratıcı yönünüzle bag kurmak, zihninizin puslu aynasını silip parlaklastırmak ve en önemlisi de farkındalıklarla dolu bu yolculuga, kendini fark etmedigın yönlerinle tanımaya var mısın?
Ayrıntılı Bilgi için tıklayın.


